Türkiye’de faaliyet gösteren ve milyonlarca Balkan göçmeninin sesi olan Rumeli sivil toplum kuruluşları, uluslararası diplomasi tarihine geçecek nitelikte kitlesel ve kurumsal bir adıma imza attı. Bosna Savaşı’nın ve modern Avrupa tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Srebrenica Soykırımı’nın baş faili, eski Sırp general Ratko Mladić’in ölümünün ardından Balkanlar coğrafyasında baş gösteren tehlikeli milliyetçi refleksler, Türkiye’deki Rumeli camiasını harekete geçirdi.
Balkanlar ile derin tarihî, kültürel, sosyolojik ve insani bağlara sahip olan çok sayıda dernek ve vakıf, ortak bir irade beyanı ortaya koyarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’e hitaben resmî bir mektup kaleme aldı. Gönderilen bu tarihî mektupta, uluslararası mahkemelerce mahkûmiyeti tescillenmiş bir soykırım suçlusunun bazı çevrelerce kamuoyunda sistemli bir şekilde “kahraman” ilan edilmesi ve bununla paralel olarak tırmanışa geçen nefret söylemleri en sert ifadelerle kınandı.
“1995’teki Koruma Başarısızlığı, Bugün Hatırlama Başarısızlığına Dönüşmemelidir”
Rumeli sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan ortak basın açıklamasında, Birleşmiş Milletler’in Srebrenica konusundaki tarihî ve ahlaki sorumluluğu son derece net cümlelerle hatırlatıldı. Bilindiği üzere BM, 1993 yılında Srebrenica’yı “güvenli bölge” ilan etmiş ancak 1995 yılının Temmuz ayında göz göre göre gelen katliamı engelleyememişti. Kurum, kendi iç işleyişindeki bu büyük zafiyeti 1999 yılında yayımladığı resmî bir özeleştiri raporuyla da dünya kamuoyuna deklare etmişti.
Geçmişte yaşanan bu trajedinin yaraları henüz sarılmamışken, suçluların adeta birer ikon gibi topluma sunulmasının kabul edilemez olduğunu belirten STK temsilcileri, şu çarpıcı ifadelere yer verdi:
“Srebrenica halkı 1995 yılında BM’nin koruma taahhüdüne güvendi ancak yalnız bırakıldı. BM’nin koruma konusundaki bu tarihî başarısızlığı, bugün soykırım suçlularının kahramanlaştırılması karşısında sessiz kalınarak ikincil bir başarısızlığa dönüşmemelidir. Bizler intikam değil; hakikat, adalet ve hesap verebilirlik istiyoruz. Gerçek bir toplumsal uzlaşma ancak suçluların reddedilmesi ve kurbanların hatırasına saygı duyulmasıyla mümkündür.”
Mektupta ayrıca, savaş suçlularının ve etnik temizlik faillerinin yüceltilmesinin marjinal ya da lokal bir siyasi akım olarak görülemeyeceği, aksine bu durumun Batı Balkanlar’ın pamuk ipliğine bağlı olan barış, istikrar ve huzur ortamına yönelik “somut bir güvenlik tehdidi” oluşturduğu açıkça vurgulandı. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarıyla hukuki olarak tescillenen soykırım gerçeğinin üzerinin hiçbir siyasi manipülasyonla örtülemeyeceği ifade edildi.
BM’ye Sunulan 5 Maddelik Eylem Planı ve Somut Talepler
Türkiye’deki Rumeli dernekleri, sadece durum tespiti yapmakla kalmayıp, küresel barışın hamisi konumundaki Birleşmiş Milletler’in acilen devreye sokması gereken mekanizmaları içeren 5 maddelik somut bir eylem planı sundu. BM Genel Sekreterliği’ne iletilen acil talepler şu şekilde sıralandı:
- Hukuki Tescilin Yenilenmesi: Srebrenica Soykırımı’nın, uluslararası mahkeme kararlarıyla kesin ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde tescillenmiş olduğunun küresel ölçekte yeniden güçlü bir biçimde vurgulanması,
- Resmî Kınama Mekanizması: Ratko Mladić ve benzeri diğer savaş suçlularının figürleştirilmesi, heykellerinin dikilmesi veya kamuoyunda kahramanlaştırılması girişimlerinin BM tarafından resmen kınanması,
- Yasal Düzenleme Teşvikleri: Balkan ülkeleri başta olmak üzere, uluslararası arenada savaş suçlarını, soykırımı öven ve meşrulaştıran söylemlere karşı caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılması için devletlere çağrıda bulunulması,
- Yakın İzleme ve Raporlama: Batı Balkanlar bölgesinde yükselişe geçen aşırı milliyetçi akımların ve nefret söylemlerinin BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından kurulan özel komisyonlarca düzenli olarak izlenmesi, analiz edilmesi ve periyodik olarak raporlanması,
- “Bir Daha Asla” İlkesine Sadakat: Birleşmiş Milletler’in geçmişte yaşanan insani trajedilere ilişkin ahlaki ve hukuki sorumluluğunu, kurumun temel varoluş felsefesi olan “Bir Daha Asla” (Never Again) ilkesi doğrultusunda aktif bir şekilde sürdürmesi.
Kofi Annan’ın 1999 Tarihli Tarihî Raporuna Atıf
STK’lar hazırladıkları metinde, Birleşmiş Milletler’in kendi kurumsal hafızasına da ayna tuttu. 1999 yılında, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan imzasıyla yayımlanan resmî Srebrenica Raporu’ndaki o ağır itiraflar mektupta yeniden gündeme getirildi. Söz konusu raporda BM, “yanlış hesap, yanlış yargı ve kötülüğün boyutunu görememe” nedenleriyle Srebrenica halkını koruyamadığını açık yüreklilikle kabul etmiş ve bu durum uluslararası ilişkiler literatürüne en büyük sistemik başarısızlık örneklerinden biri olarak geçmişti.
Rumeli sivil toplum kuruluşları, aradan geçen 31 yılın ardından aynı kurumun inkârcılık, revizyonizm ve suçluları kutsama furyası karşısında ikinci kez pasif kalarak tarihin yanlış tarafında yer almaması gerektiğinin altını çizdi.
“Amacımız İntikam Değil Hakikat; Hedefimiz Sırp Halkı Değil Revizyonist Siyaset”
Bildirinin en dikkat çekici ve yapıcı yönlerinden biri ise kolektif suçlama tuzağına düşülmemesi oldu. Açıklamada, ceza sorumluluğunun tamamen bireysel olduğu ve hiçbir etnik grubun, milletin veya toplumun topyektûn suçlu ilan edilemeyeceği esası kararlılıkla savunuldu. Bu çıkışın asla Sırp halkını hedef alan düşmanca bir yaklaşım içermediği, amacın sadece ve sadece mahkeme kararlarını ve insani değerleri yok sayan tehlikeli siyasal söylemlere dur demek olduğu belirtildi.
Metinde yer alan şu ifadeler ise konunun insani boyutunu özetler nitelikteydi:
“Suçluyu kahraman ilan etmek, kurbanın mezarını ikinci kez kazmaktır. Toplumsal barış ve uzlaşma kültürü, gerçeklerin inkârı veya revize edilmesi üzerine inşa edilemez. Hakiki bir gelecek, ancak geçmişin acı doğrularıyla yüzleşmekle mümkündür.”
Türkiye’deki Milyonların Ortak Hafızası
Açıklamanın son bölümünde, Türkiye’de yaşayan Balkan kökenli vatandaşların bu konuya yaklaşımı dile getirildi. Türkiye’deki Rumeli ve Balkan dernekleri, bu coğrafyada yaşanan her acıyı ve sevinci kendi toplumsal hafızalarının ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade ettiler. Yapılan bu çağrının, devletler arası resmi diplomasinin rolünü çalmak ya da onun yerine geçmek gibi bir niyet taşımadığını; aksine, tamamen sivil bir inisiyatifle uluslararası hukuku, evrensel insan haklarını ve unutulmaya yüz tutan ahlaki normları hatırlatmak amacını güttüğünü belirttiler.
Türkiye’deki Rumeli STK’larının bu kararlı duruşu ve BM’ye yaptıkları bu üst düzey çağrı, Balkanlar’da barışın korunması adına sivil toplumun ne kadar hayati bir rol oynayabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Gözler şimdi, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nden ve Genel Sekreter António Guterres’ten bu haklı ve somut taleplere gelecek resmî yanıta çevrilmiş durumda.
